Share

Saygıdeğer Okuyucular

Yıllar önce gazetenin birinde bir hikâye okumuştum. Bu gün pazartesi olduğu için yazımıza da o okumuş olduğum hikâye ile başlamak istedim.

‘’Lokanta sahibinin birisi lokantasının camına, SİZ YİYİN DEDENİZ ÖDESİN yazılı bir levha asmış. Bunu gören delikanlı, lokantaya girmiş, tıka basa yemiş içmiş ve karnını doyurmuş. Tam kalkmak üzereyken garson, yediği yemeklerin bedeli yazılı adisyonu ve tutarını gösteren faturayı delikanlıya uzatınca delikanlı, camda siz yiyin dedeniz ödesin yazıyor, bu hesap da nedir diye sorunca garson, bu sizin yediğiniz yemeklerin bedeli değil, dedenizin yediği yemeklerin bedeli demiş’’ Tabi delikanlı da paraları ödemek zorunda kalmış.

Bazı sosyal medya sitelerinde benim de hesaplarım var. Bazı yorumları veya bazı yazıları da okuyorum. Bir eski dostumuz  ‘’ Tarih: 16 Mart 1978 Yer: İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü Saat: 13:30 Tedirgin yüzler… Ölüm sessizliği… Sessizliğe karışan ayak sesleri… Bir haykırış bozar bu ölüm sessizliğini: “Beyazıt komünistlere mezar olacak!” ve cümlenin sonunu, gürültüsüyle gölgede bırakan kurşun yağmuru… Derken, o gün orada olanların bir daha asla unutamadıkları o patlama sesi… İşte böyle tarihe geçti bir katliam daha, an be an: Beyazıt Katliamı! Her katliam gibi öncesi ve sonrası da vardı elbette, yaşananlar bu vahşet anından ibaret değildi… BUNCA KATLETMEYE RAĞMEN, ASLA BİTİREMEDİNİZ, BİTİREMEYECEKSİNİZ… 16 Mart Beyazıt Katliamını Unutmadık, Unutturmayacağız… Bir ölü yatıyor. Vurdular. Kurşun yarası, Kızıl bir karanfil açmış alnında, İstanbul’da Beyazıt meydanında. Bir ölü yatacak. Toprağa şıp şıp damlayacak kanı, Silahlı milletim hürriyet türküleriyle gelip, Zapt edene kadar büyük meydanı. Nazım HİKMET’’ diye bir yazıyı koymuş ve sizi unutmadık, unutmayacağız ve unutturmayacağız diye yazmış. Onun değerlerine göre bu doğrudur.

Öncelikle şunu belirmek isterim ki, Hüseyin Aslan’ın ismi, rahmetli amcamın ismidir. Zira Hüseyin Aslan’ın babasıyla amcam asker arkadaşıdır. Hüseyin Aslan’ın babası tarafından rahmetli amcama bir oğlum olursa adını Hüseyin koyacağım dediği biridir.

Bizim memleketimiz Sivas’ta farklı inanış ve mezheplerden insanlar vardır ve bunlardan en önemlileri de Alevilerdir. Hâl böyle olmakla birlikte ortaokula kadar Alevilik veya Sünnilik nedir bilmiyordum. Piri Reis ortaokulundaki sınıf arkadaşlarımın alevi mi, Sünni misin? Sorusu üzerine her ikisinin de ne olduğunu öğrendim.

Gördüm ki o yıllarda en saf Türk Kanı taşıyanlar, Alevilermiş. Zira kapalı bir toplum oldukları için kendilerinden başkasına kız alıp/vermemişler ve dolaysıyla yapılarında bir bozulma olmamaıştır.

Şimdi asıl konumuza dönecek olursak, şuna samimi olarak inanmanızı isterim ki, hiçbir zaman hak arayandan, adalet isteyenden, özgürlük ve bağımsızlık adına uğraşı verenlerden şikâyetçi olmadım, olamam da. Lakin yukarıda tarihi yazılı dönemlerde bir taraf o zamanki SSCB ne sırtını dayamış, onlara karşı olan grup da Amerika’ya sırtını dayamış olarak biri diğerine karşı savaş vermekteydiler. Kim bilir! Belki de o yıllarda bu çocukların düşünceleri saf ve halisti. Ancak bu gün, bazı devletler tarafından beslenen gruplar olduğu gün gibi ortada.

Malumunuz olduğu üzre, şiir yazıyor ve köşe yazarlığı yapıyorum. Ruh hali bu olan bir insandan değil insan, karıncanın dahi ölmesini, ezilmesini istediğini sanmak veya beklemek büyük gaflet olur. Hiç kimsenin ölmesine taraftar değilim, olmam da mümkün değil.

Dolaysıyla, bir taraftan Amerika, bir taraftan Çin ve Rusya!… Dünya ve dünya insanları kutuplara ayrılmış, az gelişmiş ülkelerin sırtında geçiniyor ve siyaset yapıyorlar, kardeşler kardeşini öldürüyor, onlar da sessiz sedasız olayın zevkine varmaya çalışıyorlar. Bu gün her iki grup da sağ ve sol olarak uyanmış ve asıl kimliğine bürünmüşler, lakin ülkemiz de barış, demokrasi, kardeşlik, insan hakları, özgürlük vs. kılıfında bölünme noktasına gelmiş, kardeşler arasında bir husumet doğmuş ve ülkemiz maalesef kutuplaşmıştır. O yıllarda sağ/sol, Sünni/Alevi olan kutuplaşma, bu gün Türk/Kürt olarak karşımıza çıkmaktadır ve ülkenin bu günkü halinde o yılların sol gençliği sorumludur. Zira bu günün bölücüleri onların içinde yer bulmuş, barınmışlardır.

Ancak, önemli bir hususu atlamak olmaz: Eğer bir ülkede haksızlık, hukuksuzluk veya yolsuzluk varsa buna karşı gelmenin yolu eline silah alıp, devlete karşı gelmek, dağa çıkmak, devletin silahlı güçlerini katletmekten geçmez.

Bunun yolu, demokratik ortamda, halkın desteğini alarak, legal olarak sesini duyurmaktır. Asker öldürerek, polis öldürerek, suçsuz sivil vatandaşları öldürerek, yaşlıları veya beşikteki masum bebeleri katlederek olmaz, olamaz.

Şimdi eğri oturup doğru konuşacak olursak, devletine, devletin bölünmez bütünlüğüne, sınırlarına, bayrağına, adına, kısaca ortak değerlerine karşı gelen, masumları katleden, ülkemizde silahlı mücadelenin yolunu açan ve dağa çıkanlar, ne hikmetse hep sol gruplar içerisinde çıkmış ve onların içerisinde barınmıştır. Ha, şimdi durum farklı, sağcısı da solcusu da bir olmuş, yukarıda saydığım olayların faili olan örgütün cani lideriyle pazarlık yapan AKP’ye karşı birleşmişlerdir.

Belki bu durum karşısında, karşı gruplar da silah kullanmış olabilirler ve bu da onlara haklılık payı vermez. Zira bu tür yargılamalar hukuk yoluyla olmalıdır.

Asıl demem o ki, yukarıdaki yazıda bir ölüp bin dirileceğinden bahsedilen gençlik, ülkemizde devlete karşı silah alarak dağa çıkan kişilerdir ve üzülerek ifade etmek isterim ki bunlar sol grupların içerisinden çıkmış olup, demek değildir ki her solcu bölücüdür. Asla böyle bir şey denilemez. Kaldı ki, ülkemizde Demokrat Parti sağ, Cumhuriyet Halk Partisi de sol parti olarak kurulmuşlar ve her ikisinin de ortak paydaları Türkiye ve Cumhuriyettir.

Bakmayın şimdi demokrat geçindiklerine, Atatürkçü geçindiklerine. O yıllardaki yaşayan ve şimdilerde özgürlük kahramanı gösterilmeye çalışan ve devlete karşı ayaklanan o gençleri liderleri Rusya’da Lenin, Marks, Çin de Mao idi. İhanetlerine – kılıf bulmak için- demokrasi, barış, kardeşlik ya da Atatürk elbisesi giydirdiklerine bakmayın. Örnek istiyorsanız: ‘’Kendilerinin deyimiyle’’ köleliğe karşı gelen altmışlı yılların kuşağının, şimdi her birisi bir komprador olmuş, farklı yerlerde boy göstermekte ve malikânelerinde uşak ya da köle kullanmaktadırlar.

Olanlar, boşuna ölenlere oldu.  İdealleri olan sosyalizm yıkıldı, fikir babaları Lenin, Marks ve Mao yok olup gittiler. Bu gün adını anmakta tereddüt ettiğimiz Atatürk, yalnızca bizim değil, dünyanın kalbinde yaşıyor, yaşayacaktır.

Biz henüz 1915’lerde dedelerimizin şehit kanlarıyla sulanan yaşayacak bir ülke,  kendileri ve onların lideri Mustafa Kemal Atatürk sayesinde de Cumhuriyet gibi bir rejimi kucağımızda bulduk. O nedenle bu ülkenin ve Cumhuriyetin kıymetini bilmiyor, dünyalık ve günlük çıkarlarımız uğruna vatanımızın ve çocuklarımızın geleceğini görmemezlikten geliyoruz.

Saygıdeğer okuyucular

Ümit ediyorum ki bu satırların yazarını, atasını ve vatanını seven birisi olarak tanımışsınızdır. Bu sınırlar içerisinde yaşayan herkes ama herkes bu ülkenin insanı ve değeridir. Bunlardan ancak bölücüler ve onların işbirlikçileri muaf tutulabilir. Bunun dışında her etnik grup, her farklı mezhep, her farklı inanış ve kültüre karşı saygımız var. Önemli olan tek husus ortak paydalarımızdır. Söz konusu vatan ise geri teferruattır.

Erdal KOCA