Şiir

Şiir… Bir vatan’dır, şair onun gönül vatandaşı.
Her isteyen şair olamaz! ŞAİR, az kimsenin nasibine düşen bir altıncı duygu hisleri ülkesinde yaşayan Kerem-i kimsedir.

Şair; Duygularında ki hassaslığı, inceliği, güzelliği, kendine has üslubunla dile getiren, benimseten, sevdiren bir BİLGE’dir.

Gizemlikler ülkesinde… gönlünce…özgürce…yaşayan bir edebiyat pervanesidir. Şair, ilham alandan çok ilham veren olmalıdır. Şair, her günkü yaşamın, en güzel ve en zavallı hallerinde bile şiire varabilir, şiiri yaratabilir.
Bir bakıma da tutku, beklenti ve düşüncelerin de temsilcisidir.

Şairlerin çoğu yalnızlığı sever. Kendisi ile başbaşa kaldığı ortam…duygularının ARENA meydanı dır! O meydanda, kelimelerle bir eser yaratmanın cengini yapar. Emirleri de kendisi verir, savaşçılığını da kendisi yapar.

Kendisine ait olan ‘hak’ döngüsünde, kelimelerle yaptığı mücadelenin sonunda mısraları ve şiiri yaratır.

İşte o can verme edimi burada başlar. Şiir bir can verme işidir… DİRİM ve ÖLÜM bağlamında!

Sayın Ahmet Oktay da bu konuda birleşmiştir. ‘ şiir yazmak bir can verme edimidir! İki anlam var burada… dirim ve ölüm bağlamında… budur şiir yazmak…şiir bir can verme işidir! …’ diyerek.

Kaliteli, HAS şiirin sesi, her zaman bilgeliğin sesidir. Her ne kadar, kurallar, ustalıklar bir ölçüde ayrılsalar da…şiirin yükseği, harikuladesi, aklın kurallarını aşar!

Büyük şair… o zirvede muhakememizi tatmin eden değil; Bizleri allak bullak edendir! İşte yüzyıllarca yaşayan şİir ve şairler o zirveden inmeyen bilgelerdir.

Şair, gerçeği icat etme yalancılığında… her zaman dağların zirvesine çıkmayı düşünebilmelidir. Unutulmamalıdır ki…bütün dağlar… aşılmak için vardır!

Şair şiir yazarken; düşüncelerinde oluşan mısralardaki bir kelime için… kelimeler feda etmesini bilmeli ve becerebilmelidir. Bir şairin beceri kişiliği, herkesten başka olmasında değil…herkesle beraber yaşayabilmesinde gizlidir.

Bence şair, düşüncelerinde (hayâllerinde) ki görüntü ekranını mükemmel okuyabilen ve o deyişleri şiirde bütünleştiren bilge bir yönetmen ve tablonun mimarı ozandır.

Şair her ne kadar şiirlerini ille başkaları beğensinler diye yazmasa da; çoğunluğa hitap eden evrensellik mozaikleri ile süslenmiş şiirler… onu akıllarda ve gönüllerde kalıcı yapar. Ölümsüzlük denilen yaşam buna benzese gerek.

Şiir bir sanattır! Bu cümle bana Aziz Nesin’i hatırlatır. Şöyle demişti…’Bende şiiri çok seviyorum, yazmak istiyorum… ama yazıyorum… yazıyorum… bir de bakıyorum ki; sonunda hep nesir yazıya dönüşüyor şiirler. Bu demek; şiir apayrı bir iş! ‘…

Maalesef galiba bizde bazen öyle yapıyoruz sanırım. Bu ülkeye şiiri tekrar sevdirmek ve okutturmak istiyorsak o gereken ihtimamı göstermemiz gerekir.

Haydi dostlar…seferber olalım o yüce dağları aşmak için! ŞİİR benim özgürlük ülkemdir! Sevgi ve saygılarımla.

Şair: Ahmet Durgut.                           

Tam ve Kısmi Emeklilik Şartları

BAĞ-KUR SİGORTALILARI KISMİ EMEKLİLİK KOŞULLARI – 2 Yeni Yasa: 5510 GM.9/2, GM.7/9, M.28
KADIN GÜN ERKEK
İşe Başlangıç YAŞ İşe Başlangıç YAŞ
08.09.1999 – 30.04.2008 60 5400 08.09.1999 – 30.04.2008 62
01.05.2008 – 31.12.2035 61 5400 01.05.2008 – 31.12.2035 63
01.01.2036 – 31.12.2037 62 5400 01.01.2036 – 31.12.2037 64
01.01.2038 – 31.12.2039 63 5400 01.01.2038 ve sonrası…… 65
01.01.2040 – 31.12.2041 64 5400    
01.01.2042 ve sonrası…… 65 5400    

 

BAĞ-KUR SİGORTALILARI KISMİ EMEKLİLİK KOŞULLARI – 1 (25.08.1999 Tarihli ve 4447 Sayılı Kanuna Göre Emeklilik Geçiş Süreci / RG:08.09.199923810)
01.10.1999 tarihi itibariyle

15 tam yılın tamamlamasına kalan süre

1479 GM/10_1. ve 3.Fıkralar

İşe Başlangıç GÜN EMEKLİLİK YAŞI
KADIN ERKEK
2 tam yıl veya daha az 01.10.1986 ve öncesi 5400 50 55
2 tam yıldan fazla, 4 tam yıl veya daha az 02.10.1986 – 01.10.1988 5400 51 56
4 tam yıldan fazla, 6 tam yıl veya daha az 02.10.1988 – 01.10.1990 5400 52 56
6 tam yıldan fazla, 8 tam yıl veya daha az 02.10.1990 – 01.10.1992 5400 53 57
8 tam yıldan fazla, 10 tam yıl veya daha az 02.10.1992 – 01.10.1994 5400 54 57
10 tam yıldan fazla olanlar 02.10.1994 – 07.09.1999 5400 56 58

 

5510 – 4_1/b STATÜSÜNDEKİ ( BAĞ-KUR) SİGORTALILARIN TAM EMEKLİLİK KOŞULLARI (23.05.2002 Tarihli ve 4579 Sayılı Yasaya Göre Emeklilik Geçiş Süreci / RG: 01.06.2002 – 24772)
KADIN ERKEK
01.06.2002 tarihi itibariyle

20 tam yılın tamamlamasına kalan süre

1479 GM.10/2 (Y.D.: 25.5.2002-4759/7)

İşe Başlangıç GÜN YAŞ 01.06.2002 tarihi itibariyle

25 tam yılın tamamlamasına kalan süre

1479 GM.10/2 (Y.D.: 25.5.2002-4759/7)

İşe Başlangıç GÜN YAŞ
2 tam yıl veya daha az 01.06.1984 ve öncesi 7200 40 2 tam yıl veya daha az 01.06.1979 ve öncesi 9000 44
3 tam yıl veya daha az 02.06.1984 – 01.06.1985 7200 41 3 yıl 6 ay veya daha az 02.06.1979 – 01.12.1980 9000 45
3 tam yıldan fazla, 4 tam yıl veya daha az 02.06.1985 – 01.06.1986 7200 42 3 yıl 6 aydan fazla, 5 tam yıl veya daha az 02.12.1980 – 01.06.1982 9000 46
4 tam yıldan fazla, 5 tam yıl veya daha az 02.06.1986 – 01.06.1987 7200 43 5 tam yıldan fazla, 6 yıl 6 ay veya daha az 02.06.1982 – 01.12.1983 9000 47
5 tam yıldan fazla, 6 tam yıl veya daha az 02.06.1987 – 01.06.1988 7200 44 6 yıl 6 aydan fazla, 8 tam yıl veya daha az 02.12.1983 – 01.06.1985 9000 48
6 tam yıldan fazla, 7 tam yıl veya daha az 02.06.1988 – 01.06.1989 7200 45 8 tam yıldan fazla, 9 yıl 6 ay veya daha az 02.06.1985 – 01.12.1986 9000 49
7 tam yıldan fazla, 8 tam yıl veya daha az 02.06.1989 – 01.06.1990 7200 46 9 yıl 6 aydan fazla, 11 tam yıl veya daha az 02.12.1986 – 01.06.1988 9000 50
8 tam yıldan fazla, 9 tam yıl veya daha az 02.06.1990 – 01.06.1991 7200 47 11 tam yıldan fazla, 12 yıl 6 ay veya daha az 02.06.1988 – 01.12.1989 9000 51
9 tam yıldan fazla, 10 tam yıl veya daha az 02.06.1991 – 01.06.1992 7200 48 12 yıl 6 aydan fazla, 14 tam yıl veya daha az 02.12.1989 – 01.06.1991 9000 52
10 tam yıldan fazla, 11 tam yıl veya daha az 02.06.1992 – 01.06.1993 7200 49 14 tam yıldan fazla, 15 yıl 6 ay veya daha az 02.06.1991 – 01.12.1992 9000 53
11 tam yıldan fazla, 12 tam yıl veya daha az 02.06.1993 – 01.06.1994 7200 50 15 yıl 6 aydan fazla, 17 tam yıl veya daha az 02.12.1992 – 01.06.1994 9000 54
12 tam yıldan fazla, 13 tam yıl veya daha az 02.06.1994 – 01.06.1995 7200 51 17 tam yıldan fazla, 18 yıl 6 ay veya daha az 02.06.1994 – 01.12.1995 9000 55
13 tam yıldan fazla, 14 tam yıl veya daha az 02.06.1995 – 01.06.1996 7200 52 18 yıl 6 aydan fazla, 20 tam yıl veya daha az 02.12.1995 – 01.06.1997 9000 56
14 tam yıldan fazla, 15 tam yıl veya daha az 02.06.1996 – 01.06.1997 7200 53 20 tam yıldan fazla, 21 yıl 6 ay veya daha az 02.06.1997 – 01.12.1998 9000 57
15 tam yıldan fazla, 16 tam yıl veya daha az 02.06.1997 – 01.06.1998 7200 54 21 yıl 6 aydan fazla, 22 tam yıl 02.12.1998 – 01.06.1999 9000 58
16 tam yıldan fazla, 17 tam yıl 02.06.1998 – 01.06.1999 7200 55 22 tam yıldan fazla                       5510 GM/7,

1479 Mülga 35 (Değişik 25.8.1999-4447/28)

02.06.1999 – 07.09.1999 9000 60
17 tam yıldan fazla – 1479 Mülga 35 (4447/28) 02.06.1999 – 07.09.1999 9000 58
5510 – GM.9/2 08.09.1999 – 30.04.2008 9000 58 5510 – GM.9/2 08.09.1999 – 30.04.2008 9000 60
5510 – GM.7/9, M.28 01.05.2008 – 31.12.2035 9000 58 5510 – GM.7/9, M.28 01.05.2008 – 31.12.2035 9000 60
5510 – GM.7/9, M.28 01.01.2036 – 31.12.2037 9000 59 01.01.2036 – 31.12.2037 9000 61
5510 – GM.7/9, M.28 01.01.2038 – 31.12.2039 9000 60 01.01.2038 – 31.12.2039 9000 62
5510 – GM.7/9, M.28 01.01.2040 – 31.12.2041 9000 61 01.01.2040 – 31.12.2041 9000 63
5510 – GM.7/9, M.28 01.01.2042 – 31.12.2043 9000 62 01.01.2042 – 31.12.2043 9000 64
5510 – GM.7/9, M.28 01.01.2044 – 31.12.2045 9000 63 5510 – GM.7/9, M.28 01.01.2044 ve sonrası….. 9000 65
5510 – GM.7/9, M.28 01.01.2046 – 31.12.2047 9000 64        
5510 – GM.7/9, M.28 01.01.2048 ve sonrası 9000 65        

 

MALÛLEN EMEKLİLİK – BAĞ-KUR (5510 Md.25, 26 ve 27)
Sig.Süresi Prim Gün
10 yıl 1800 Gün – 5 Yıl
BAKIMA MUHTAÇ MALÛLLER
Sig.Süresi Prim Gün
Yok 1800 Gün – 5 Yıl

 

İlk defa 01.10.2008 ve sonrasında sigortalı olan ve sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten önce malûl sayılmayı gerektirecek derecede hastalığı veya engelliliği bulunan ancak malullük aylığından yararlanamayan sigortalıların;
Çalışma Gücündeki Kayıp Oranı
%60 ve daha çok olanlar

(5510 Md.28/4.Fıkra)

Sig.Süresi Prim Gün
15 yıl 3960 – 11 yıl

 

Çalışma Gücündeki Kayıp Oranı
%50 – %59 arası olanlar

(5510 Md.28/5.Fıkra)

Sig.Süresi Prim Gün
16 yıl 4320 – 12 Yıl
%40 – %49 arası olanlar

(5510 Md.28/5.Fıkra)

Sig.Süresi Prim Gün
18 yıl 4680 – 13 Yıl

 

01.01.2036 ve sonrasında,

Tam ve kısmi yaş hadlerinin uygulanmasında;

Prim gün sayısı şartının doldurulduğu tarihte geçerli olan yaş hadleri esas alınır.

(5510-Md.28)

 

NOT: Emeklilik şartları, Bağ-Kur işe başlangıç tarihine göre belirlenir. Bağ-Kur işe başlangıç tarihine kadar diğer sigorta statülerinde geçen prim gün süreleri varsa, Bağ-Kur Başlangıcı; anılan bu süreler kadar geriye çekilir ve bulunan yeni tarihine göre emeklilik şartları belirlenir. Keza işe başlangıç tarihinden öncesine karşılık gelen borçlanmalar da başlangıç tarihini borçlanılan süre kadar geriye çeker.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yoksa Psikopat Mısınız?

Deli insanların deli olduklarını kabul etmedikleriyle ilgili gözlemi siz de duymuşsunuzdur. Ya siz de bir psikopatsanız ve bundan haberiniz bile yoksa?

Ruhsal denge bozukluğu denince ilk aklımıza gelen saldırgan tavırlar, halisünasyonlar veya sağa sola sataşan tiplerdir. Ruhsal dengesizliğe sahip insanlarda bu tarz davranışlar gözlenebilir ancak modern psikolojik uygulamalarda durum siyahla beyaz kadar net olmayabiliyor.

Eğer kişi deli olduğunu bilmiyorsa, diğer insanlar ve psikologlar bunu nasıl anlayabiliyor? Bir insanın psikopat olup olmadığını anlamanın yollarından biri de Dr. Robert Hare’in PCL-R Psikopati Kontrol Listesi. 20 kategoride toplanan bu liste psikologlara, kişinin zihinsel durumunun altında yatanlara ışık tutarak yardım ediyor.

Eğer bu listedeki çoğu madde kendi kararınızla size uyuyorsa bu sizi psikopat yapar mı? Belki hayır. Yazar Jon Ronson’a göre çoğu insan zaman zaman bu listedeki özellikleri gösterebiliyor. Bu hepimizin psikopat olduğu anlamına gelmez değil mi? Asıl teşhis insan zihninin karmaşıklığı ve değişkenliği göz önüne alınarak profesyoneller tarafından yapılmalı.

İşte Dr. Hare’in 20 maddelik psikopatlık derecesi listesi…

20. Yüzeysel Çekicilik

Bu, içine kapanık veya utangaç olmanın tam tersi. Psikopatlar genelde dışa dönük, güzel konuşan ve sosyal ortamlarda sempatik davranan kişilerdir.

Genellikle bu özelliklere sahip bir psikopat her zaman ne söyleyeceğini bilir ve bunu sıra onlarda olmamasına rağmen söylemekten kaçınmaz. İkili ilişkilerini başarılı bir şekilde ölçülü tutmayı başarırlar ve yakın ilişkileri varsa da çok azdır

19. Muhteşemlik

Eğer genelde kibirli, küçümseyen ve sürekli kendinden emin biriyseniz muhteşemlik eğilimleri gösteriyorsunuz demektir. Böyle insanlar sıklıkla dünyayı kendilerine ait görür ve diğerlerine yukarıdan bakarlar. Her şeyi yapabileceklerini düşünürler ve hiçbir şey onların gerçek dışı standartlarına uygun değildir.

18. Uyarılmaya İhtiyaç Duyma

Bu insan asla uslu duramaz ya da geniş bir zaman diliminde aynı şeyi yapamaz. Riskli şeyleri yapmaktan hoşlanırlar ya da sırf heyecan yaşamak için tehlikeli işlerin peşinden koşarlar. Sıkıcı olduğunu düşündükleri konulardan ve sülük gibi insanlardan uzak dururlar. Uzun sürede sıkıcı gelen işlerde tutunamazlar.

17. Patalojik Yalan Söyleme

Geçerli bir neden olmadığı halde bir konu hakkında yalan söylediniz mi? Psikopatlar sıklıkla yalan söyler ya da küçük ve önemsiz görünen şeylerden hikâyeler çıkarır. Kurnaz ve sinsi olabilirler veya çevrelerindeki insanlara gizli gizli ihanet ederler.

16. Kurnaz ve Hileci

Bu özellikler tamamen bir psikopatın başkalarının duygularını umursamadığı gerçeğine dayanır. İnsanların mutluluğunu veya hislerini umursamadan kurnaz veya hileci taktikler kullanır, yalan söyler, aldatır veya yollarına devam etmek için kandırırlar.

15. Vicdan Eksikliği

Çoğu normal insan diğerlerine karşı empati veya sempati besler. Bir psikopat ise yanlış bir şey yaptığında suçluluk veya vicdan azabı gibi duyguları çok az hisseder. Uç örneklerde bu, seri katiller ve kitle katilleri için tanımlayıcı bir özelliktir.

14. Katı Yüreklilik

Bu özellikte başkalarının hislerine hiçbir acıma yoktur. Psikopatlar nadiren önemserler, kaba şeyler söyleyerek insanlara acı çektirir veya hiçbir neden olmadan insanlardan nefret ederler

13. Zayıf Davranış Kontrolü

Hiperaktivite bozukluğu gibi bu özelliğe sahip bir insan da davranışlarını kontrol etmede zorlanır. Her gün karşılaştığı durumlar veya normal rastlaşmalara karşı rahatsız olmuş, tehdit edilmiş veya sinirli tepki verir. Kendi duygularını kontrol etmede zorlanırlar, bu da ruh halinde sallanmalara ve oransız davranışlara yol açar

12. Düşünmeden Hareket Etme

Belki mail yoluyla aldığınız bir kredi kartıyla yeni bir Cadillac Escalade aldınız. İyi bir fikir değil. Bir psikopat nadiren gelecek kararları ve davranışlarıyla ilgili plan yapar. Hareketlerinin sonuçlarını akıllarından bile geçirmezler. Önce yapar sonra düşünürler.

11. Sorumsuzluk

Tıpkı bir çocuk gibi, her zaman sorumsuz olan bir yetişkinin de verdiği sözleri ve zorunluluklarını yerine getirmesi zordur. Faturalarını ödemezler ve işlerinde oldukça verimsiz çalışırlar. Bu zaman zaman herkesin başına gelebilir. Ama bir psikopat için bu tarz eylemler her zaman tekrarlanır.

10. İnkâr

Bir psikopat asla kendilerinde bir sorun olduğunu kabul etmez ve yanlışları için başkalarını suçlarlar. Bir psikopatı ruhen dengesiz olduğuna düzgün bir şekilde inandırmak imkânsızdır. Hatta kurnaz ve çokbilmiş taraflarını kullanarak insanları herkes kadar normal olduklarına ikna edebilirler.

9. Asalak Yaşam Tarzı

Böyle bir durumda psikopat, finansal ve başka kazançlar için diğer insanlara sülük gibi yapışır. İnsanları bencilce ele geçirerek kendi sorumluluklarından kurtulmayı başarırlar.

8. Cinsel Karışıklık

Her zaman tek gecelik ilişkiler veya hızlı atılımlar yapan psikopat, kişisel hazzı için yüzeysel ilişkiler yaşamaya meyillidir. Fiziksel görünüşlerini veya duygusal bağlarını önemsemeden herkesle ilişki kurabilirler. Aynı anda birden çok cinsel ilişkisi olabilir ve bunları topluluk içinde anlatmaktan çekinmezler.

7. Erken Davranış Problemleri

Herkesin çocukluğu mükemmel geçmez. Ama erken yaşta görülen davranış problemleri yetişkin olunca da psikopatik eğilimler göstereceğinizin işaretidir. Bu problemlerden bazıları çalma, sürekli yalan söyleme hatta uyuşturucu kullanma şeklinde görülebilir. Özellikle 13 yaşından önce…

6. Uzun Vadede Hedef Eksikliği

Neredeyse herkesin amaç edindiği bir hayali veya hedefi vardır ve çoğu insan bunu zaman içinde elde edebileceğini bilir. Ancak psikopatların neredeyse hiç hedefi yoktur ve olsa bile bu genellikle gerçek dışı veya ulaşılamaz bir hedeftir.

5. Hareketlerinin Sorumluluğunu Üstüne Almada Başarısızlık

Bir psikopat için bir şeyi yanlış yaptığını kabullenmek zordur ve hatalarına nereden başlayacaklarını bilemezler. Bu onları, başkalarına veya kendilerine yaptıkları belli hareketlerin sorumluluğunu almayı inkâra iter ve ne yaptıklarını bilmezler

4. Kısa Süren Evlilikler

Uzun süreli evlilikleri sürdürmede başarısızlık, psikopat kişiliklerin rastgele cinsel ilişki kurma meylinin bir belirtisi olabilir. Eğer bir evlilik onların standartlarına uymuyorsa çocuklara ve eşin mutluluğuna rağmen evliliği bitirme konusunda huzursuzca istekli olurlar.

3. Çocukluğa Ait Suçlar

Kötü bir çocuk muydunuz? Ne kadar kötü? Psikopatlar genelde çocukluk ve gençliklerinde de belaya bulaşırlar. Vandalizm, saldırı veya hırsızlık gibi suçlara bulaşabilirler.

Eğer böyle olmuşsa hapse bile girmiş olabilirler. Ama manipülatif ve hin davranışları sayesinde insanların bildiklerinden çok daha fazla yanlış yapmış olabilirler.

2. Şartlı Tahliye Koşullarına Uyamama

Eğer hapsedilmiş ve sonra şartlı tahliye ile serbest bırakılmışsa bir psikopat büyük ihtimalle şartlı tahliyesinin koşullarını yerine getirmeyecek ve yeniden hapsedilecektir.

Bu en basit şekilde tahliyelerinin şartlarıyla ilgili unutkan, özensiz veya kayıtsız olmalarıyla ilgilidir. Hatta iz bırakmadan ortadan kaybolabilirler bile.

1. Suç Çeşitliliği

Gerçek bir psikopat kolayca birçok farklı tipte suça karışıp hepsinde başarılı olabilir. Genellikle çok sayıda suçtan tutuklanırlar. Eğer yakalanmazlarsa, bunu nasıl kazasız belasız atlattıklarını övüne övüne anlatırlar.

 

 

 

 

Deli Hüseyin Paşa

 

 
Bizim tarihimiz, Türklüğün var oluşundan beri mertliklerle dolu olup, hileyi, desiseyi bilmezdi ve onun için de gizli, kapaklı oyunlara hep ‘’Bizans Oyunu’’ denirdi.

Ama ne yazık ki, zamanla bizim de kültürümüz, töremiz ve de önemlisi kanımız bozuldu, hile ve desisede, yalan söylemede mahir, hatta dünyada önde gelen milletlerden olduk. Hatta, bu konuda belki üstümüze de yoktur. Yalanın, hilenin, düzenbazlığın ve günlük, dünyalık çıkarlarımız uğruna neler yapabileceğimizin en güzel örneklerinden birini size Osmanlı tarihinden vermek istiyorum.

Deli Hüseyin Paşa:

Alınması mümkün değil denilen GİRİT fatihi!

Deli Hüseyin Paşa

, sarayda ‘’ Zülüflü baltacılardandır’’

Seferlerinde nâm yapmış, şan almış dirayetli bey, kısa zamanda yükselir ve ‘’Girit Seferine Serdar olur’’ Onun yavuzluğu ya da Osmanlı tabiri ile ‘’Deliliği’’, savaşla alınması mümkün değildir denilen Girit’e tayin edilmesinde etkili olmuştur.

Çünkü, o, merkezden mühimmat, asker ve erzak gelmemesine rağmen, bin bir müşkülat içinde de olsa mücadelesinde ısrarlıdır. Çünkü, ‘’Akıllı’’ olan onun yaptığını yapamaz!

Yapamaz, zira bizim huyumuzdur, devlet adına sahip çıkmaya çalışan bazıları hep bu ‘’delilerin’’ yolunu kesmiş ve onları yok etmek istemişlerdir. Maalesef Deli Hüseyin Paşa’da istisna değildir. Onun kaderi de kendine haset edenlere kurban gitmektir.

Girit’te onun kumandası altında bulunan Zurnasen Mustafa Paşa, Hüseyin Paşayı çekemez , onu devirmeyi kafasına koyar ve askerleri kışkırtarak kazan kaldırır:

– Bize yeteri kadar kuvvet, cephane ve lağımcı gelmezse siperlere giremeyiz! Derler

– Zurnasen Mustafa Paşa bununla da yetinmez, günümüzde de geçerli olan ‘’iftiraları’’ devreye sokar.

– Serdar’ın küffâr ile gizli sözü vardır! Yani vatanhainliği!

Asker, paşayı öldürmek ister ve o yiğit serdar, askerin önüne çıkar:

– Bre utanmazlar! A’day-ı dinime karşı şerefimi ayaklar altına aldınız; muhalif-i din olan milletlerden hiçbir zerre serdar zabitlerine bu resme ihanet ettikleri duyulmuş mudur?

Asker, bu mertçe çıkıştan sonra pişman olur.
İşte, artık, Zurnasen ne yapsın! Gider, Deli Hüseyin Paşa’nın ‘’ayaklarını’’ öperek bağışlanmasını diler, diğer iftiracılar da hemen tornistan yaparak, paşanın kulu ve kölesi olurlar.

Deli Hüseyin Paşa

Girit’i kahramanca savunurken, onu çekemeyen de maalesef çoktur. Onun şöhretini ve başarısını kıskananlar arasında İstanbul’da vezir-i azam da bulunmaktadır ve padişah’a şikâyet ederler ve derler ki, Paşa, Girit’te askere eziyet etmektedir.

Deli Hüseyin Paşa yine gürler:

…! Baka, gaza yoldaşlarım. Hak kelâmı ne ise diriğ (Esirgeme) etmeyin; dünya ve ahirette sizden şehadet isterim!…

Girit’teki asker, Paşanın yanında kenetlenir ve bu badirede aşılır.

Padişah, önce gerçeği görür ve Deli Hüseyin Paşa’yı sadarete getirir. Ancak irade-i şahane Girit’e varmadan, ona haset edenler yine hünkârın kanına girerler.

Emir, tebliğ olmadan, Deli Hüseyin Paşa getirilmediği makamdan azlolunur.

Sadarete gelen Köprülü Mehmet Paşa bile bu ‘’yiğitten’’ korkmaktadır, nefsine kapılır ve onu bir an önce devre dışı bırakmayı düşünür.

Gidip padişah’a ‘’ Kendisine onca akçe ve mühimmat gönderdik, başarılı olamadı’’ diye yalan söyler.

Ve… Bu yalan/dolanlara akıl erdiremeyen Paşa, pasif göreve alınır ama buradan da kendisine rahat vermezler, kellesi istenmektedir.

Artık onun da bu oyunlar karşısında takati kalmamış ‘’Bana edenleri Allah’a havale ettim!’’ diyerek boynunu cellada uzatır! Allah ona rahmet etsin.

Saygıdeğer Okuyucular

Ne yazık ki tarihimizde, özellikle de Osmanlı’dan böyle hayata hüzünlü vedalar olmuştur. Ancak tarih onları aklamış, gerçekler gün yüzüne çıkmış ve mağdurların arkasında rahmet okunmaktadır. Buna karşılık düzenbazlara – bu satırlarda yer vermek istemezdim ama- lanet okunmaktadır.

Hepsi gerçek dünyalarına kavuşmuş ve Cenabı Hak huzurunda yüce divandadırlar.

Ve… Yine, Allah ile kul arasındaki hakların belki Cenabı Hak tarafından affı mümkündür ama, bir ayet-i kerimesinde huzuruma ‘’Kul Hakkı’’yla gelmeyin diyor.

http://www.ulkucuhaber.com/makale/erdal-koca/deli-huseyin-pasa/1475.html

http://www.jurnalhaber.com/makale/erdal-koca/deli-huseyin-pasa/235.html       adreslerinde 26.3.2015 tarihinden yayınlanmıştır

 

Dedeler ve Torunları

Saygıdeğer Okuyucular

Yıllar önce gazetenin birinde bir hikâye okumuştum. Bu gün pazartesi olduğu için yazımıza da o okumuş olduğum hikâye ile başlamak istedim.

‘’Lokanta sahibinin birisi lokantasının camına, SİZ YİYİN DEDENİZ ÖDESİN yazılı bir levha asmış. Bunu gören delikanlı, lokantaya girmiş, tıka basa yemiş içmiş ve karnını doyurmuş. Tam kalkmak üzereyken garson, yediği yemeklerin bedeli yazılı adisyonu ve tutarını gösteren faturayı delikanlıya uzatınca delikanlı, camda siz yiyin dedeniz ödesin yazıyor, bu hesap da nedir diye sorunca garson, bu sizin yediğiniz yemeklerin bedeli değil, dedenizin yediği yemeklerin bedeli demiş’’ Tabi delikanlı da paraları ödemek zorunda kalmış.

Bazı sosyal medya sitelerinde benim de hesaplarım var. Bazı yorumları veya bazı yazıları da okuyorum. Bir eski dostumuz  ‘’ Tarih: 16 Mart 1978 Yer: İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü Saat: 13:30 Tedirgin yüzler… Ölüm sessizliği… Sessizliğe karışan ayak sesleri… Bir haykırış bozar bu ölüm sessizliğini: “Beyazıt komünistlere mezar olacak!” ve cümlenin sonunu, gürültüsüyle gölgede bırakan kurşun yağmuru… Derken, o gün orada olanların bir daha asla unutamadıkları o patlama sesi… İşte böyle tarihe geçti bir katliam daha, an be an: Beyazıt Katliamı! Her katliam gibi öncesi ve sonrası da vardı elbette, yaşananlar bu vahşet anından ibaret değildi… BUNCA KATLETMEYE RAĞMEN, ASLA BİTİREMEDİNİZ, BİTİREMEYECEKSİNİZ… 16 Mart Beyazıt Katliamını Unutmadık, Unutturmayacağız… Bir ölü yatıyor. Vurdular. Kurşun yarası, Kızıl bir karanfil açmış alnında, İstanbul’da Beyazıt meydanında. Bir ölü yatacak. Toprağa şıp şıp damlayacak kanı, Silahlı milletim hürriyet türküleriyle gelip, Zapt edene kadar büyük meydanı. Nazım HİKMET’’ diye bir yazıyı koymuş ve sizi unutmadık, unutmayacağız ve unutturmayacağız diye yazmış. Onun değerlerine göre bu doğrudur.

Öncelikle şunu belirmek isterim ki, Hüseyin Aslan’ın ismi, rahmetli amcamın ismidir. Zira Hüseyin Aslan’ın babasıyla amcam asker arkadaşıdır. Hüseyin Aslan’ın babası tarafından rahmetli amcama bir oğlum olursa adını Hüseyin koyacağım dediği biridir.

Bizim memleketimiz Sivas’ta farklı inanış ve mezheplerden insanlar vardır ve bunlardan en önemlileri de Alevilerdir. Hâl böyle olmakla birlikte ortaokula kadar Alevilik veya Sünnilik nedir bilmiyordum. Piri Reis ortaokulundaki sınıf arkadaşlarımın alevi mi, Sünni misin? Sorusu üzerine her ikisinin de ne olduğunu öğrendim.

Gördüm ki o yıllarda en saf Türk Kanı taşıyanlar, Alevilermiş. Zira kapalı bir toplum oldukları için kendilerinden başkasına kız alıp/vermemişler ve dolaysıyla yapılarında bir bozulma olmamaıştır.

Şimdi asıl konumuza dönecek olursak, şuna samimi olarak inanmanızı isterim ki, hiçbir zaman hak arayandan, adalet isteyenden, özgürlük ve bağımsızlık adına uğraşı verenlerden şikâyetçi olmadım, olamam da. Lakin yukarıda tarihi yazılı dönemlerde bir taraf o zamanki SSCB ne sırtını dayamış, onlara karşı olan grup da Amerika’ya sırtını dayamış olarak biri diğerine karşı savaş vermekteydiler. Kim bilir! Belki de o yıllarda bu çocukların düşünceleri saf ve halisti. Ancak bu gün, bazı devletler tarafından beslenen gruplar olduğu gün gibi ortada.

Malumunuz olduğu üzre, şiir yazıyor ve köşe yazarlığı yapıyorum. Ruh hali bu olan bir insandan değil insan, karıncanın dahi ölmesini, ezilmesini istediğini sanmak veya beklemek büyük gaflet olur. Hiç kimsenin ölmesine taraftar değilim, olmam da mümkün değil.

Dolaysıyla, bir taraftan Amerika, bir taraftan Çin ve Rusya!… Dünya ve dünya insanları kutuplara ayrılmış, az gelişmiş ülkelerin sırtında geçiniyor ve siyaset yapıyorlar, kardeşler kardeşini öldürüyor, onlar da sessiz sedasız olayın zevkine varmaya çalışıyorlar. Bu gün her iki grup da sağ ve sol olarak uyanmış ve asıl kimliğine bürünmüşler, lakin ülkemiz de barış, demokrasi, kardeşlik, insan hakları, özgürlük vs. kılıfında bölünme noktasına gelmiş, kardeşler arasında bir husumet doğmuş ve ülkemiz maalesef kutuplaşmıştır. O yıllarda sağ/sol, Sünni/Alevi olan kutuplaşma, bu gün Türk/Kürt olarak karşımıza çıkmaktadır ve ülkenin bu günkü halinde o yılların sol gençliği sorumludur. Zira bu günün bölücüleri onların içinde yer bulmuş, barınmışlardır.

Ancak, önemli bir hususu atlamak olmaz: Eğer bir ülkede haksızlık, hukuksuzluk veya yolsuzluk varsa buna karşı gelmenin yolu eline silah alıp, devlete karşı gelmek, dağa çıkmak, devletin silahlı güçlerini katletmekten geçmez.

Bunun yolu, demokratik ortamda, halkın desteğini alarak, legal olarak sesini duyurmaktır. Asker öldürerek, polis öldürerek, suçsuz sivil vatandaşları öldürerek, yaşlıları veya beşikteki masum bebeleri katlederek olmaz, olamaz.

Şimdi eğri oturup doğru konuşacak olursak, devletine, devletin bölünmez bütünlüğüne, sınırlarına, bayrağına, adına, kısaca ortak değerlerine karşı gelen, masumları katleden, ülkemizde silahlı mücadelenin yolunu açan ve dağa çıkanlar, ne hikmetse hep sol gruplar içerisinde çıkmış ve onların içerisinde barınmıştır. Ha, şimdi durum farklı, sağcısı da solcusu da bir olmuş, yukarıda saydığım olayların faili olan örgütün cani lideriyle pazarlık yapan AKP’ye karşı birleşmişlerdir.

Belki bu durum karşısında, karşı gruplar da silah kullanmış olabilirler ve bu da onlara haklılık payı vermez. Zira bu tür yargılamalar hukuk yoluyla olmalıdır.

Asıl demem o ki, yukarıdaki yazıda bir ölüp bin dirileceğinden bahsedilen gençlik, ülkemizde devlete karşı silah alarak dağa çıkan kişilerdir ve üzülerek ifade etmek isterim ki bunlar sol grupların içerisinden çıkmış olup, demek değildir ki her solcu bölücüdür. Asla böyle bir şey denilemez. Kaldı ki, ülkemizde Demokrat Parti sağ, Cumhuriyet Halk Partisi de sol parti olarak kurulmuşlar ve her ikisinin de ortak paydaları Türkiye ve Cumhuriyettir.

Bakmayın şimdi demokrat geçindiklerine, Atatürkçü geçindiklerine. O yıllardaki yaşayan ve şimdilerde özgürlük kahramanı gösterilmeye çalışan ve devlete karşı ayaklanan o gençleri liderleri Rusya’da Lenin, Marks, Çin de Mao idi. İhanetlerine – kılıf bulmak için- demokrasi, barış, kardeşlik ya da Atatürk elbisesi giydirdiklerine bakmayın. Örnek istiyorsanız: ‘’Kendilerinin deyimiyle’’ köleliğe karşı gelen altmışlı yılların kuşağının, şimdi her birisi bir komprador olmuş, farklı yerlerde boy göstermekte ve malikânelerinde uşak ya da köle kullanmaktadırlar.

Olanlar, boşuna ölenlere oldu.  İdealleri olan sosyalizm yıkıldı, fikir babaları Lenin, Marks ve Mao yok olup gittiler. Bu gün adını anmakta tereddüt ettiğimiz Atatürk, yalnızca bizim değil, dünyanın kalbinde yaşıyor, yaşayacaktır.

Biz henüz 1915’lerde dedelerimizin şehit kanlarıyla sulanan yaşayacak bir ülke,  kendileri ve onların lideri Mustafa Kemal Atatürk sayesinde de Cumhuriyet gibi bir rejimi kucağımızda bulduk. O nedenle bu ülkenin ve Cumhuriyetin kıymetini bilmiyor, dünyalık ve günlük çıkarlarımız uğruna vatanımızın ve çocuklarımızın geleceğini görmemezlikten geliyoruz.

Saygıdeğer okuyucular

Ümit ediyorum ki bu satırların yazarını, atasını ve vatanını seven birisi olarak tanımışsınızdır. Bu sınırlar içerisinde yaşayan herkes ama herkes bu ülkenin insanı ve değeridir. Bunlardan ancak bölücüler ve onların işbirlikçileri muaf tutulabilir. Bunun dışında her etnik grup, her farklı mezhep, her farklı inanış ve kültüre karşı saygımız var. Önemli olan tek husus ortak paydalarımızdır. Söz konusu vatan ise geri teferruattır.

Erdal KOCA

Saray ve Konak (««« Devamını Oku)

Prof. Vahit Türk
Saray büyük olur, konak küçük.
Sarayın sayısı az, konağın sayısı çoktur.
Saray bağımsızdır, konak bağımlı.

Saray, devleti temsil eder, konak sarayın peşinden gider.
Saray cismen de kavram olarak da görkemlidir, konak daha mütevazidir.
Bu ve benzer pek çok sebeple adalet sarayda oturur, hükümet konakta oturur. Bu, hükümetin adaletin emrinde olması gerektiği için böyledir.

Bütün dinler mensuplarına adaleti emrederler. Türkiye’de kendilerine dini ve tarihi referans alanlar ise sürekli tarihten “adalet” hikayeleri anlatırlar, ancak bu hikayeler hep başkaları içindir. 

İnsanların dini referans alıp da adaleti nasıl yok ettiklerinin her gün yeni örneğini yaşıyoruz. İktidar sahipleri her devirde adaletin emirlerine uymak yerine ona emri altına almaya çalışmışlardır, ancak kendi tabirleriyle “Müslümanların” iktidarındaki kadar alçakça ve namussuzcasını bu ülke hiç yaşamadı.

Fırsat ele geçince hiç tereddüt etmeden, Allah korkusu nedir bilmeden, cemaati menfaatine her türlü haksızlığı göz kırpmadan yapan bir “dini” cemaat ile yine aynı yolu izleyen ve yine bütün referansları din olan bir “yürütme”nin mücadelesinde bize taraf olmak değil yine adaleti aramak düştü. 

Hanımlar Beyler; adaleti saraylarda yaşayacak şeref ve haysiyete yüceltmezseniz devlet gider ve Kısıklı’dakiler de dahil olmak üzere bütün konaklarınız başınıza yıkılır.

Prof. Vahit Türk
Kültür Üniversitesi