Share

  Saygıdeğer Dostlar 

Herkes şunu iyi bilmektedir ki, millet olmanın üç temel kuralından birisi ve ilk kuralı, resmi bir dili ve o dilde bütünlüğün olmasıdır. Dilde birlik olmazsa asla millet olunamaz. Bu nedenledir ki, bağımsızlık dil ile başlar. Sanırım hepiniz yayınlamaya veya yazmaya cesaret edebilen gazetelerden okumuş veya televizyon kanallarından izlemişsinizdir: Bunu yazma cesareti gösteren gazetelerin birinde, 7 Mart 2014 tarihinde Cizre’de resmi Cuma Hutbesinin Kürtçe okunduğu yazıyordu ve çok normalmiş gibi algılamışlardı.

 Bu durum açıkça gösteriyor ki, BDP genel başkanı Selahattin Demirtaş ile öteki eşbaşkanlarının her miting, gösteri veya toplantılarında açıkça ifade, hatta iddia ettikleri gibi, Kürtlerin bağımsızlığı adına zaman, zemin ve şartların olgunlaştığı, sadece bunun seçimlerden sonra resmen ilan edileceği ve dünya devletlerinden kendilerini tanımalarını isteyecekleri noktaya gelmişlerdir.

 Görünen o ki, Milletimizin dilde ve gönüldeki birliği Milletimizin kendi eliyle bozulmuş, bunca yıl uğruna nice körpe canların şühedalar arasına karışmasının da bir anlamı kalmamıştır. Resmi ağızlardan ‘’Bizi bölmeye kimsenin gücü yetmez’’ türündeki saçmalıklarının da hiçbir değeri kalmamış, Milletimiz ve Ülkemiz resmen bölünmüştür. Hiç şüpheniz olmasın ki, kurulacak bağımsız bir Kürt devletini ilk tanıyan da Amerika Birleşik Devletleri olacaktır. Zira bunun hem stratejik ve hem de siyasi yönü vardır ve bu durum her halükarda ABD nin menfaatlerine hizmet etmektedir.

 Saygıdeğer Dostlar

 Üzülerek ve korkarak ifade ediyorum ki, bu gün Ortadoğu’nun başındaki musibet, yerel seçimler ya da en geç Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra bizim başımıza da gelecek. Zira bunun provaları her ne kadar gazeteler yazamazsa da, televizyon kanalları gösteremese de Doğu ve Güneydoğu illerimizde yapılmaktadır.

 Yine hiç şüpheniz olmasın ki, en başta Rusya ve ABD olmak üzere tüm Avrupa da destek bulacaktır. Hele ki Rusya’nın Kırım işgali, Kırım Tatarlarının daha şimdiden ülkelerinde göçe zorlanıyor olmaları başımıza geleceklerin ayak sesidir. Biz güçlü devlet falan da değiliz, Türklük Ruhumuz da yok olmuş, olacaklara rıza göstermekten başka elimizden bir şey gelmeyeceğini de şimdiden ifade ediyorum.

 Peki, bu olanlar karşısında biz ne yapıyoruz? Görüntüleri internetten dolaşan, telefon konuşmalarıyla mevcudiyeti sabit hırsızlıkların veya yolsuzlukların üstünü nasıl örtebiliriz, bunu koltuk değnekleri, kendi ifadeleriyle Devlet içerisindeki paralel yapı olan cemaatin üzerine nasıl yıkabiliriz türündeki arayışlarla ve bunu toplumun hafızasında nasıl silebiliriz düşüncesiyle kanun çıkartmakla meşgulüz. Dolaysıyla etrafımızda ve hatta kendi içimizde olup bitenlerden, saman altında yürütülen sulardan habersizce yaşıyoruz.

 Hiç kimse ben hırsızlık yapmadım demiyor, diyemez de. Nedeni ise görüntüler, telefon konuşmaları ve fiili durum. Hal böyle olmakla birlikte olayın ilginç tarafı hiç kimsenin bunları neden yaptığı değil de kimin ne amaçla ortaya çıkardığıdır. Bir de olaylara ‘’Zamanlama Manidar’’ diye bir cümle ekleyince esrarengiz bir hava veriliyor ki, cazibesine doyum olmaz.

 Efendiler:

 Şundan emin olunuz ki, bu Ülkede yaşayanların bin de biri bile bu ülkede şu parti iktidar olmuş, bu parti iktidar olmuş derdinde değildir. Milletin derdi, hiç yoktan var edilen bir Türklük – Kürtlük meselesi adı altında ülkenin bölünme noktasına gelmiş olması, bu güne kadar bebek katili ve insan kasabı olarak anılan, otuz binden fazla insanımızın ve askerimizin canını almış bir katil, bir caninin sanki bir devlet başkanı gibi muhatap alınarak Türklüğümüzün yerlerde sürünmesidir.

 Buna iktidardan bayramlık koli alarak nemalanan cahil kesim, koltuk veya makam alarak nemalanan okuryazar kesim, ihale alarak nemalanan zengin kesim, milletin A’sına koyan ukala ve şerefsiz kesim de oy verip alkış tutmaktadırlar.

 Bu nedenledir ki, nutuk atmakla, seçim zamanı milliyetçi gibi görünmekle, ulufe dağıtmakla, halkı sindirmekle, facebooku, twetteri ve youtubeyi kapatma tehdidinde bulunmakla büyük devlet olunmuyor, kral olunuyor kral.

 Efendiler:

 Türkiye Cumhuriyeti, bir Millet Ruhu, bir Türklük Ruhuyla kuruldu. Kurulurken ne badireler atlatıldı, destanlar nasıl yazıldı, hangi şarlar altında kuruldu değil Türk Tarihinde dünya tarihinde bile altın harflerle yazılı olup, ibretle okunmaktadır. Ama ne yazık ki, tarihimiz ve o tarihi yazanlarımızın halkımızın gözünde nasıl düşürülmeye çalıştığını ibret ve esefle izliyoruz.

 Okullarda Andımızın, dağ da taş ta kanla yazılmış ‘’Ne Mutlu Türküm Diyene’’ sözünün, her yerde ama her yerde Türkiye Cumhuriyeti’ni simgeleyen ‘’T.C.’’ nin, İstiklal Marşımızın, kısaca Türklüğümüzü hatırlatan, vurgulayan maddi manevi ne varsa o mefhumların hafızalarımızdan, genç dimağlarımızdan nasıl ve kimler tarafından, hangi amaca hizmet ederek silinmeye çalışıldığını hayret, ibret ve çaresizlik içerisinde hep birlikte izliyoruz.

 Zamana dur demenin, gidene gel demenin, ölene eyvah demenin faydası olmaz. O halde bize düşen: Başımızı ellerimizin arasına alarak, nereden, nasıl bir hata yaptığımızı ve nasıl telafi edebileceğimizi düşünmektir. Başınız sağ olsun demek öleni geri getirmez. Geçmiş olsun demek de şifa değildir. Bizden söylemesi…